
İnsan özgür olduğunu sanan biyolojik bir sistem mi ?
İnsan Özgür Olduğunu Sanan Biyolojik Bir Sistem mi?
Hayatımız boyunca sayısız karar verdiğimizi düşünürüz. Sabah kaçta kalkacağımıza, hangi mesleği seçeceğimize, kimi seveceğimize, ne yiyeceğimize ve hatta bu satırı okumaya devam edip etmeyeceğimize bizim karar verdiğimize inanırız. Bu düşünce o kadar doğal gelir ki, çoğu zaman doğruluğunu sorgulamayız. Çünkü özgür irade, yalnızca bir felsefe konusu değil, günlük hayatımızın temel varsayımlarından biridir.
Fakat son yıllarda nörobilim, psikoloji ve genetik alanlarında elde edilen bazı bulgular, bu konuda rahatsız edici sorular ortaya çıkarmaya başladı. Beynimiz bir kararı, bizim o kararın farkına varmamızdan önce vermeye başlıyor olabilir mi? Kişiliğimizin ne kadarı genlerimiz tarafından şekillendiriliyor? Çocukluğumuz, hormonlarımız, yaşadığımız çevre ve beynimizin kimyasal yapısı; farkında olmadığımız ölçüde davranışlarımızı belirliyor olabilir mi?
Eğer bütün bunların cevabı en azından kısmen “evet” ise, o zaman insanın gerçekten ne kadar özgür olduğu yeniden düşünülmek zorunda kalıyor.
Aslında bu tartışma yeni değil. Yüzyıllardır filozoflar, insanın kendi seçimlerini yapan bağımsız bir varlık mı, yoksa neden-sonuç zincirinin bir parçası mı olduğunu tartışıyor. Ancak bugün elimizde yalnızca düşünce deneyleri değil, beyni doğrudan inceleyebilen teknolojiler de var. İlginç olan ise bu teknolojilerin verdiği cevapların, soruları azaltmak yerine daha da çoğaltması.
Örneğin bazı deneylerde, insanların hangi düğmeye basacağına ilişkin beyin aktivitesi, kişinin “Şimdi karar verdim.” dediği andan yüzlerce milisaniye önce tespit edilebiliyor. Bu süre çok kısa gibi görünse de önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer beyin kararı bilinçten önce vermeye başlıyorsa, kararı veren kim?
Belki de bilinç, sandığımız gibi direksiyonun başında değildir.
Belki yalnızca olup bitenleri sonradan anlamlandıran bir anlatıcıdır.
Bu fikir ilk duyulduğunda oldukça rahatsız edici gelebilir. Çünkü hepimiz hayatımızın kontrolünün elimizde olduğuna inanmak isteriz. Başarılarımızla gurur duyar, hatalarımızdan pişmanlık duyar ve geleceğimizi değiştirebileceğimizi düşünürüz. Hukuk sistemleri, ahlak anlayışları ve toplumsal düzen de büyük ölçüde bu varsayım üzerine kuruludur. Eğer özgür irade hiç yoksa, övgü, suçlama, sorumluluk ve vicdan gibi kavramları nasıl açıklayacağız?
Diğer taraftan, insan davranışlarını etkileyen biyolojik faktörleri görmezden gelmek de mümkün değildir. Genlerimiz yalnızca göz rengimizi ya da boyumuzu belirlemez; risk alma eğilimimizden stres tepkimize, dikkat süremizden bağımlılığa yatkınlığımıza kadar pek çok özelliğimizi etkiler. Hormonlar ruh hâlimizi değiştirebilir. Beyindeki küçük bir hasar, yıllardır tanıdığımız bir insanın karakterini tamamen farklı bir hâle getirebilir. Bazı ilaçlar birkaç saat içinde düşünme biçimimizi değiştirebilir.
Bütün bunlar ister istemez şu soruyu doğuruyor:
Kararlarımız gerçekten bize mi ait, yoksa biyolojimizin bize izin verdiği seçenekler arasından yaptığımız seçimler mi?
Belki de özgürlük dediğimiz şey, sınırsız bir bağımsızlık değildir. Belki yalnızca genler, çevre, deneyimler ve beyin kimyası tarafından çizilmiş sınırlar içinde hareket edebilme hissidir. Ya da tam tersine, bütün bu etkiler yalnızca kararlarımızı şekillendirir; son sözü söyleyen yine bilinçtir.
Bugün bilim bu soruya kesin bir cevap verebilmiş değil. Beynin nasıl karar verdiğini her geçen yıl daha iyi anlıyoruz, ancak bu kararların gerçekten “özgür” olup olmadığını belirlemek hâlâ oldukça zor. Çünkü burada yalnızca biyoloji değil, bilinç, benlik ve nedensellik gibi çok daha temel kavramlar devreye giriyor.
Belki de asıl sorun, özgürlüğü yanlış tanımlıyor olmamızdır. Özgürlük, hiçbir etkene bağlı olmamak değil; etkilerin farkına varıp onlara rağmen yön değiştirebilmek olabilir.
Ya da belki gerçekten özgür olduğumuzu düşündüğümüz her an, milyarlarca nöronun ve milyonlarca yıllık evrimin sessizce yazdığı bir senaryoyu yaşıyoruz.
Eğer öyleyse, hayatımız boyunca kullandığımız en güçlü cümlelerden biri yeniden sorgulanmayı hak ediyor:
“Ben karar verdim.”
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa karar çoktan verilmişti de, bunu en son öğrenen yine bilincimiz miydi?