Gerçeklik

Ölümden sonra hiçbir şey yoksa, şu an neden bir şey var?

Bir an için gerçekten ölümden sonra hiçbir şey olmadığını varsayalım. Ne bilinç devam ediyor, ne hatıralar korunuyor, ne de herhangi bir biçimde deneyim sürüyor. Bir gün son nefes alınacak ve sizin açınızdan bütün deneyim sonsuza kadar sona erecek. İlk bakışta bu düşünce oldukça net görünür. Ancak biraz daha yakından bakıldığında garip bir problem ortaya çıkar. Eğer mutlak yokluk gerçekten mümkünse, şu an yaşanan bu deneyimin kendisi neden var?

Çünkü her birimiz, varlığımızı sanki evrenin doğal ve kaçınılmaz bir sonucuymuş gibi kabul etmeye alışığız. Oysa meseleye dışarıdan bakmaya çalıştığımızda durum oldukça tuhaf görünür. Yaklaşık 13,8 milyar yıl boyunca evren bizsizdi. Güneş doğdu, yıldızlar patladı, kıtalar hareket etti, sayısız canlı türü ortaya çıkıp yok oldu. Bütün bu zaman boyunca sizin açınızdan hiçbir deneyim yoktu. Sonra bir noktada, evrendeki belirli atomlar belirli bir düzende birleşti ve bir gün gözlerinizi açıp dünyayı deneyimlemeye başladık. Şimdi ise bu deneyimin bir gün yeniden sonsuzluğa karışacağı söyleniyor. Eğer başlangıç ve son arasında yalnızca kısa bir bilinç parlaması varsa, asıl açıklanması gereken şey ölümden sonraki yokluk değil, bu parlamanın neden gerçekleştiğidir.

Bilim bize bilincin nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair bazı mekanizmalar sunmakta. Nöronlar, sinapslar, bilgi işleme süreçleri, evrimsel avantajlar… Fakat burada çoğu zaman gözden kaçan bir ayrım vardır. Beynin nasıl çalıştığını açıklamak ile deneyimin neden var olduğunu açıklamak aynı şey değildir. Beyindeki elektriksel faaliyetleri ne kadar ayrıntılı incelersek inceleyelim, hâlâ şu soruyla karşı karşıya kalırız: Neden bütün bu fiziksel süreçler içeriden hissedilen bir deneyime dönüşüyor? Neden atomların hareketi yalnızca atomların hareketi olarak kalmıyor da, bir gün “ben” dediğimiz öznel deneyimi üretiyor?

Bu nedenle bazı filozoflar bilincin evrendeki en temel gizemlerden biri olduğunu düşünür. Çünkü evrenin tamamını fizik yasalarıyla açıklasak bile, o yasaları düşünebilen bir gözlemcinin neden ortaya çıktığını açıklamış olmayız. Belki de bilinç, sandığımız gibi maddenin yan ürünü değildir. Belki henüz anlamadığımız daha temel bir özelliğin sonucudur. Hatta bazı düşünürler daha ileri giderek, bilincin evrende sonradan ortaya çıkan bir şey değil, uzay, zaman ve enerji kadar temel bir unsur olabileceğini öne sürerler. Bu fikirlerin doğru olduğuna dair elimizde güçlü kanıtlar yoktur; ancak ortaya atılmalarının nedeni mevcut açıklamaların hâlâ eksik görünmesidir.

Sorunun daha da derin bir katmanı vardır. Ölümden sonra sonsuz bir yokluk olduğunu düşünelim. Eğer sonsuz yokluk içinde yalnızca bir kez bilinç ortaya çıkabiliyorsa, bu ortaya çıkışın kendisi zaten olağanüstü bir olaydır. Çünkü mantıksal olarak beklenen şey hiçbir şey deneyimlememek olurdu. Buna rağmen şu an burada bir deneyim yaşanıyor. Renkler görülüyor, sesler duyuluyor, anılar oluşuyor ve evren kendi kendisi hakkında sorular sorabiliyor. Belki de en büyük gizem ölümden sonra ne olduğu değildir. Belki en büyük gizem, hiçbir şey deneyimlememesi gereken bir evrende neden bir şeylerin deneyimleniyor olmasıdır.

Bu noktada soru neredeyse kozmolojik bir hâl alır. Neden hiçbir şey yerine bir evren var? Neden bu evren yaşam üretebiliyor? Neden yaşam bilinç üretebiliyor? Ve neden bu bilinç, kendi sonunu düşünebilecek kadar gelişmiş durumda? Belki bu soruların hepsinin ortak bir cevabı vardır. Belki de yoktur. Ancak ölümden sonra hiçbir şey olmadığı fikri bile, çoğu zaman fark edilmeyen daha büyük bir bilmecenin kapısını açar. Çünkü eğer sonunda mutlak karanlık varsa, o karanlığın ortasında bir anlığına bile olsa ışığın neden yandığını açıklamak gerekir.

Belki de insanı rahatsız eden şey ölümün kendisi değildir. Asıl rahatsız edici olan, varlığın yokluktan daha gizemli olmasıdır. Çünkü yokluk açıklama gerektirmez. Hiçbir şey olmaması beklenebilir. Açıklama gerektiren şey, şu an burada bir şeylerin olmasıdır. Ve belki de insanlık, binlerce yıldır ölümün sırrını çözmeye çalışırken aslında daha büyük bir sorunun etrafında dolaşıyordur: Eğer bir gün tamamen yok olacaksak, şu an neden varız? Bu soru yalnızca ölüm hakkında değil, gerçekliğin kendisi hakkında sorulabilecek en derin sorulardan biridir.

Daha Fazla Göster

Euphorian

Belki insanlığı ileri taşıyan şey cevaplar değil, cevap vermeyi reddeden sorulardır..
Başa dön tuşu